Trabzon Antik Yunan döneminde, tahminen M.Ö. 700 senelarında, Yunanlılar tarafından kurulmuş bir kent. Yunancadaki ilk adı Trapezus’tur ve bugünkü Trabzon adı da bu kelimeten türemiştir. Trabzon adının en az 2700 senelık bir geçmişi var.
Yunanlılardan evvel bölgede Makronlar, Skitenler, Kolkler, Driller gibi Yunan olmataraf bazı kültürler ıslakadı. M.Ö. 400 senelarında Trabzon’u ziyaret eden Sokrates’in öğrencisi Zenofon’un günlüklerinde bu durumkların adı geçer. Ne ovak ki, akıbeti belirsiz bu kültürler hakkında, günümüze ulaşmış çok az balaka bulunuyor.
Trabzon kurulduktan bir süre nihayetra Perslerin, daha nihayetra da Romalıların egemenliğine girdi. Pers egemenliğinde Trabzon, Pers ve Yunan kültürlerinin alakanç bir kaynaşmasını ıslakadı. Bölgenin “Pontakıl toprakları” olarak anılması da bu dönemde başladı.
Bizans döneminde de acayiplikler sürdü. Çünkü Trabzon, evvelleri Bizans İmparatorluğu’nun bir parçası gibi görünse de, Trabzon Rum İmparatorluğu adı altında özerk bir yapıya kavuştu. Hatta Bizans’la, harpı bile göze alarak, ağırbaşlı bir rekabet dahiline girdi. Trabzon Rumları, hem coğrafi yakınlık hem de stratejik çıkar nedeniyle, doğudaki Gürcülerle ve cenupdeki Türkmen beylikleriyle sık sık işbirliği yaptılar. Bu işbirliği, Trabzon İmparatoru Komnenos’un, kızlarını ve kız kardeşlerini, Türkmen olan Akkoyunluların liderleriyle evlendirmesi noktasına kadar vardı.
Trabzon’un bir Laz kenti olduğunu sanan çoktur. Oysa Trabzon hiçbir vakit Laz kenti olmamıştır. Lazlar, tarafi, Rumca ve Türkçe ile alakasi bulunmataraf bir dil olan Lazcayı konuşanlar, bugünkü Rize ve Artvin bölgelerinde ıslakadılar. Sonradan Trabzon’a göç edip yerleneşeli Lazlar olduysa da, hiçbir vakit, kent nüfusunun çoğunluğunu oluşturmadılar.

Her alanda Bizans’a alan okutaraf Trabzon’dan mühim teoloji ve felsefe uzmanları çıktı. Fatih Sultan Mehmet ise Trabzonluları İstanbul’a sürdü.

Geçen haftaki ovada, Türkiye’nin kendisini tanımadığını, bir misal olarak Trabzon gerçeği incelendiğinde hem kendimizle hem de Trabzon’la alakali çok şey öğrenebileceğimizi, vakitın nasıl akıp gittiğini, her şeyin ne kadar acele ve basit değiştiğini vurgulamıştık.

Trabzon’un M.Ö. 700 senelarında, Yunanlılar tarafından kurulduğunu, daha nihayetra Pers ve Roma egemenliği altına girdiğini, Bizans döneminde Trabzon’un özerkliğini duyuru ederek Bizans ile rekabete girdiğini, sık sık doğusundaki Gürcülerle ve cenupindeki Türkmenlerle işbirliği yaptığını, onlarla akrabalık ilişkileri dahiline bile girdiğini belirtmiştik. Tabii Trabzon ile Bizans arasındaki rekabet sadece toprak ve ticaret kaynaklı değildi. Trabzon, entellektüel birikim açısından da Bizans’ın artsinde değildi. Örneğin Trabzon kökenli Georgius, Plato ve Aristoteles’in felsefelerini çok ayrıntılı biçimde incelemiş, kitapları Avrupa’da büyük tarafkı uyandırmış, dönemin mühim teoloji ve felsefe uzmanlarından birisiydi.

Ortodokslarla Katolikler arasında birlik sağlanması yolunda çalışan ve bu nedenle Ortodoks Bizans’tan büyük tepki gören Johannes Bessarion da tekrar Trabzonludur. Plato uzmanı Bessarion, 750’yi aşkın kitabı dahileren kütüphanesini, ölmeden evvel Venedik’e bağışlamış, bu kitaplar meşhur “Marcianne Kütüphanesi”nin çekirdeğini oluşturmuştu. Beş sene boyunca Bolonya’yı yöneten Bessarion, Katolik dünyasında o kadar etkili bir konuma gelmişti ki, Papa 5. Nikolas öldüğünde, Papalık dahilin aday gösterilmiş, ancak nihayet anda bu makamı başkasına kaptırmıştı.

Fatih Sultan Mehmet, Trabzon’un Bizans’a alan okumaya varan gücünden çekindiği dahilin mi, yoksa bu gücü kendi tarafına çekmeyi akıl edemediğinden mi bilinmez, 1461’de Trabzon’u aldığında, ilk iş olarak, buradaki Rumların yaklaşık üçte birini sürdü, mallarına da el koydu. Üstelik sürgün politikası Fatih’ten nihayetra da devam etti. Osmanlı kayıtlarına göre, bölgeden sürülen kişiler 19 bine ulaştı, çoğu İstanbul’a, Yeniköy, Arnavutköy, Balat ve Fener bölgelerine gönderildi. Sürülenlerin yerine ise, Niksar, Amasya, Ladik, Çorum, Merzifon, Tokat, Samsun gibi yerlerden Müslümanlar yerleştirildi. Bu sürgün politikasından nihayetra, Trabzon ve çevresinde kalan Rumların çoğunluğu hem topraklarını ve mallarını korumak, hem de daha az vergi ödemek dahilin, Müslümanlığa geçtiler. 1800’lerin nihayetlarına gelindiğinde, Hıristitaraf Rumlar, kent nüfusunun sekizde birini, çevre adaleaba ve köyler de sertldığında, bölge nüfusunun beşte birini oluşturuyordu.

Ancak her şeye karşın Trabzon, Osmanlı döneminde de önemini korudu. Nitekim Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim Trabzon valisiyken, kendisini, edebiyat ve bbilim alanlarında burada geliştirdi. Trabzon’da doğan ve 25 ıslakında imparatorluğun başına geçen oğlu Kanuni Sultan Süleyman da burada yetişti.
Trabzon 20. asırın ortalarına kadar entellektüel birikimi yoğun bir kültür kenti olmayı sürdürdü. Bir eski Trabzon’u düşünün, bir de bugünkü Trabzon’u! Çağrımız Trabzonlulara!
Kendimizi tanımak körcıyla bir misal olarak ele aldığımız Trabzon maceramıza devam ediyoruz. Daha evvel, M.Ö. 700 senelarında Yunanlılar tarafından kurulan Trabzon’un köklü tarihini anlatmaya çalışmış, bu arada Trabzon’un İstanbul ile, tarafi dönemin Bizans’ı ve Konstantinopolis’i ile rekabeti konusunda misaller vermiştik. Ayrıca Osmanlıların Trabzon’u ele geçirdikten nihayetra on binlerce Trabzonlu Rumu sürgün ettiğini, ancak buna karşın, Trabzon’un önemini koruduğunu vurgulamıştık.

Osmanlı’dan evvel, ağırlıklı olarak Rum kültürünü temsil eden, ayrıca azınlık kültürü olarak dahilerisinde Ermeni ve Ceneviz kültürlerini de barındıran Trabzon, coğrafi yakınlık nedeniyle, çevresindeki Gürcü, Laz ve Türkmen kültürleriyle de etkileşim dahilerisinde olmuş, ortaya gerçekten alakanç bir sentez çıkmıştır.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde de Trabzon, ticari potansiyeli, entellektüel birikimi ve çok kültürlü kozmopolit yapısı açısından, İstanbul, Selanik ve İzmir ile birlikte, Trakya ve Anadolu bölgesinin en mühim kentiydi. Trabzon, yüzölçümü ve nüfakıl açısından İstanbul’dan çok daha küçük olmasına karşın, sosyal ve kültürel yapısı saygınlıkıyla, adeta bir “mikro – İstanbul”u andırıyordu.

Öyle bir Trabzon düşünün ki, 1840’lı senelarda Marsilya ile arasında direkt gemi seferleri bulunmaktaydı. Aynı dönemde Trabzon’da ABD’nin, İngiltere’nin, Fransa’nın, İtalya’nın başkonsolosluğu bulunmaktaydı. Cumhuriyetin ilk senelarında bu kentte çıkan süreli yayınların sayısı 57 idi (Bu sayı Rize’de 1, Gümüşhane’de 1, Giresun’da 14, Ordu’da 11, Samsun’da 17’dir). Yine aynı senelarda Trabzon’da opera, tiyatro yapıları bulunmakta, sinemalarda sessiz filmler ve Kurtuluş Savaşı belgeselleri gösterilmekte, anne alandaki restoranlarda piyano resitalleri verilmekteydi.

Başka bir misal: Eğitimci – yazar Hıfzırrahman Raşit Öymen ve Pertev Subaşı gibi kişiler, 1921 seneında, Türkiye’nin en eski spor kulüplerinden birisi olan Trabzon İdman Ocağı’nı kurmuşlar, bu kulüp 1924 Paris Olimpiyatları’na bile sporcu göndermiştir. Mustafa Kemal reislığında 1923’te toplanan bir Bakanlar Kurulu toplantısında da, Avrupa’daki futbol birliklerine azalik konusunda üç ilden kulübün seçilmesi önerilmiştir: İstanbul, İzmir ve Trabzon. (Trabzonspor efsanesi gökten zembille inmemiştir!)
Türk aydınlarının mühim bir bölümünün de Trabzonlu olmaları rastlantı değildir. Yazar – ressam Bedri Rahmi Eyüboğlu, yazar – edebiyatçı Sabahattin Eyüboğlu, ressam Orhan Peker, yazar Hasan İzzettin Dinamo, politikaçi – yazar Bahriye Üçok Trabzon’da yetişmiş Trabzonlu aydınlardan sadece birkaçıdır.
Peki ya şimdi? Üç haftadır anlatmaya çalıştığımız eski Trabzon’u düşünün, bir de bugünkü Trabzon’u düşünün. Her şeyin ne kadar acele değişebileceğini, geçmişimizi tanımakta ve geleceğimizi kurmakta ne kadar umursamaz davrandığımızı düşünün.
Trabzon kenti layık olduğu noktaya mutlbüyük gelmelidir! Bu Trabzonlulara, Trabzon kökenlilere yapılmış bir turrıdır!
Not: ” Bir Tutkudur Trabzon ” (Yapı Kredi Yayınları, İstanbul, 1997) ve “Seyahatnamelerde Trabzon” (Serander Yayınları, Trabzon, 1999) kitaplarının okunmasını öneririz.